Bir gülüş…

smile

Hayatın belirli dönemlerinde çeşitli sınavlardan geçtiğinizi düşünürsünüz. Hani “hayatım zaten altüst olmuş bu ne şimdi?” diye sitem ettiğiniz zamanlarda hiçbir derdiniz yokmuş gibi bir engel daha kapıda karşılar sizi. Hani o engeli aşamayacağınızı düşünerek bir karamsarlığa kapılır hayatta sizden daha kötü durumda başkası yokmuş gibi davranırsınız. Hani kimsenin sizi dinlemediğini düşünür siz de kimseyi düşünmemeye başlarsınız. Hani depresif şarkılara kapılıp hayattan soyutlanırsınız. Hani isyan bayraklarını açıp avaz avaz bağırırsınız, içinizden, en derinden sessiz bir iniltiyle…

Öyle zamanlar olur ki hissettiklerimi bu söylediklerim bile ifade edemez. Yazsam roman olur, anlatsam destan sanırsınız. Ki ben kendimi güzel eğlendirebilen nadir insanlardan biriyimdir. Etrafımda yok pek oyalanmayı bilen tanıdığım. Böyle hissetiğim dönemlerde etrafıma bakmak aklıma gelmez, fakat sonra farkederim ki çevremdekilerin mutlulu dönemleri benim sıkıntılı hissettiğim dönemlerden de az. Onlar için normal olan bu sanki. Evden çıkmamak, insanlarla konuşmamak, her akşam bir iki kadeh birşeyler içmek, milleti suçlamak, sevildiğini unutmak insanların yaşam tarzı olmuş artık.  Birbirini düşünen birbirleri için üzülen dostlar kalmamış sanki. Sevgililer bile menfaat ilişkisine dönüştürmüş herşeyi. Birlikte büyüyen kuzenler sanırısınız ki kardeşten öte, fakat birbirinin katili olmak üzere. Güveniniz kalmaz artık kimseye isteseniz de kendinizi inandıramazsınız.

İnsanları gördükçe daha kolay toparlıyorum. Tabii ki milletin üzüntüsüyle moral bulmak güzel birşey değil. Gerçi yaptığım tam olarak bu da değil aslında. Bir nevi kıyaslama. “insanların hayatı böyle, sen şimdilik böylesin” diyorum. Bir nevi şükretme yani, bir nevi teşekkür. Sonra bir bakmışım derdimi unutmuş elimdeki kağıdı nasıl kıvırsam kuşa benzer diye düşünüyorum.  Elimdeki çiçekli kağıttan yaptığım kuşu gören çocuğun yüzü gülüyor. Onun gülüşüyle ise tüm dünya mutlu oluyor. Uzun uzadıya açıklandığında kelebek etkisi diyebiliriz bu duruma.

Bu yazıyı yazmamın sebebi son zamanlarda yanlarına gittiğim insanların sürekli birşeylerden şikayet ediyor olması.  Dert dinlemekten şikayetçi değilim, zira başkalarının dertlerini kendime dert etmemeyi öğrendim. Fakat o kadar gereksiz sebepler ki çoğu-bana göre. Verecek fikir bile bulamıyorum. Sonra düşünüyorum benim dertlerim de bu kadar önemsiz olabilir mi ?. Olayları büyüten, kalbimi sıkan gene ben miyim? Herkesin sıkıntısı kendini sıkıyor, anlamlı ya da anlamsız. Değer mi peki çekilen üzüntüye? anlam veremiyorum.

“En son ne zaman mutlu oldun?” diye sorsanız bana vereceğim cevap “beş dakika önce” olur. En son ne zaman üzüldüğümü sorsanız gene o beş dakikanın içerisinden bir cevap verebilirim. Sürekli duygusal bir hareketlilik içerisindeyim, fakat dışarının gördüğü hep gülen yüzüm olur.  Ve inanırım ki benim gülen yüzüm onların da yüzünü güldürür. Anlatmak istediğim; insanların yılın 365 günü, günün 24 saati suratları asık dolaşmasının kimseye faydası olmadığıdır. Sadece etrafınızı üzersiniz, mutlu etmek için mutlu hissetmelisiniz. Sevdiklerinize ya  da tanımadıklarınıza bile göstereceğiniz iki diş sayesinde onların 32 dişini birden görebiliriniz. :) Bunun vereceği huzuru bir bilseniz en kritik anlarda bile kendinizi eğlendirecek birşeyler bularak hemen toparlanabilirisiniz.

Ben şuan mutlu hissediyorum ve az önce beni mutlu gören anneanneme sarılıp onu da mutlu ettim. O da eve gidince diğer kuzenlerime sarılacak ve benim enerjim okulda yorucu bir gün geçiren küçük kuzenimin yorgunluğunu alacak. Ne güzel değil mi?…

Evet öyle..:)

Şimdi kaçıyorum pembe kağıttan  dinazor yapacağım…

Sevgiyle kalın:)

Leave a Reply

Additional comments powered by BackType