Bir Avrupa Macerası…

Anılarımın canladınığı bir gün oldu bugün. Yaptığım bir gezide yaşadıklarımdan bahsedeceğim az biraz. Daha önce seyahatimin bir kısmında unutamadıklarımı blogumda paylaşmıştım. Bugün her ne kadar rutin gözükse de hatıralarla dolu bir gün oldu benim için. Şimdi yavaş yavaş başlıyorum anlatmaya, biriyle paylaşmak her zaman için daha güzel :)

Bilenler bilirler bir önceki yaz çok yakın bir arkadaşımla birlikte bir aylık Avrupa turuna çıkmıştık. Öncesinde, bu olaya karar vermemizle beraber başlayan heyecan tatilimizin son gününe kadar sürdü. Tabii bizi nelerin beklediğini bilmiyorduk. İlk olarak 15 günlük gönüllü çalışma kampına katılacaktık bu yüzden yolculuk öncesi aşılarımızı olduk ne lur ne olmaz değil mi?. Vakit yaklaştığında, sonlara doğru bizi en eğlendiren şey bavul hazırlamak oldu. Yanımızada sadece iki koca sırt çantamız vardı ve içlerini alabildiği kadar doldurmuştuk.

Gideceğimiz ülkeler İspanya,Portekiz,Fransa,Almanya, İtalya gezeceğimiz şehirler ise Barcelona,Murcia,Madrid,Lizbon,Paris,Berlin,Venedik,Roma idi. Eğer böyle bir tur planı olan varsa ulaşımı nasıl ayarladığımızı da söyleyeyim. İlk etapta Alitalia’dan Roma aktarmalı Bercelona gidiş ve Roma’dan dönüş biletimizi aldık. Tüm Avrupa içi yolculuğumuzu da Easyjet üzerinden yaptık. Tabii en az iki ay önceden bizim tüm hostel ve uçak rezervasyonlarımız hazırdı. Bu yüzden hem ucuza kapadık hem de açıkta kalmamış olduk. Ve söyleyebilirim ki Avrupa içi uçak bileti (eğer erken alırsanız) otobüs biletlerinden çok daha ucuz. Şimdi yavaş yavaş seyahat gününe geliyorum:

Bizim ilk durağımız Barcelona idi. Uçağımız gece yarısı ineceğinden havalanında kalırız o gece diye düşündük. Zaten ertesi güne hostelimiz hazırdı, çok önce ayarladıydık. Fakat seyahatimizden bir gün önce birileri kulağımıza su kaçırdı ve havalanında gece konaklamaya izin vermeyebilecekleri söylendi. Biz de işimizi garantiye almak için o gece gene internet üzerinden ertesi güne hostel ayarladık . Çok vasat bir yere bir dolu para bayıldık. Ve orada erken rezervasyonun önemini anladım.

İlk gün, uçağımız aktarmalı olduğundan Roma’da havalanında yaklaşık 7 saat bekledik. Barcelona’ya indiğimizde saat 01.00′dı. Gecenin bir yarısı sırtımızda koca çantalarla bir taksi bulduk ve adresi söyledik. Hostelimiz La Ramblas üzerinde bir yerdeydi fakat taksici buralarda bir yerde diyerek bizi indirdi zira kapı numarasını bir türlü bulamadıydık. Saat 2 yi geçiyordu. Cadde üzerinde gördüğümüz insanların tümü ya uyuşturucu bağımlısıydı ya da fahişe. Arkadaşıma dokunmak isteyen bir zenci üzerine atladı, konuşmaya çalıştı biz de sırtımızda çantalar mümkün olduğunca hızlı hareket etmeye çalışıyorduk. Hosteli bir türlü bulamadık. Arkadaşım da en iyi fikrin fahişelerden birine sormak olduğunu söyledi ve ben saçmalama diyemeden arkadaki kadına seslendi. E tabii ki haklı çıktı, kadın az ileride bir binaya götürdü bizi ama o an sadece yaşanabilirse anlaşılır sanıyorum :) . Leş gibi tuvalet kokusunun içerisinde daracık merdivenlerden çıkmaya başladık. Yukarı çıktıkça kahkaha sesleri yükseliyordu. Ben nerdeyim ne yapıyorum diye sayıklarken mekana ulaşmıştık.

Kapıda iri yarı bir çocuk karşıladı bizi içeriden kahkaha sesleri gelmeye devam ediyordu olayı fazla uzatmadan anahtarı istedik ve bize girişte bir oda verdi. Şu şekilde anlatabilirim size: Ortada çift kişilik bir yatak (yatınca ortada buluşuyorduk),yanında perdeli duş ve bir aspiratör vardı. Kapının önüne dolabı çektik ve sabaha kadar diken üzerinde oturduk :) . Zira bu ilk gecemizse geri kalan 1 ayda neler yaşayacaktık kimbilir ama fazla sesimiz çıkmıyordu zira hepsini göze alıp gelmiştik.  Ertesi gün sabahın köründe ayrıldık oradan ve yeni mekanımıza gittik. Genelde iki kişilik özel odalarda kalmayı tercih ettik hatta içerisinde kendine ait tuvaleti ve duşu olsun istedik. Bir iki istisna dışında öyle de oldu. Bu seferki yerde oda sadece bize aitti fakat duşlarımız ortaktı. Gene de çok zorluk çekmedik hatta ilk geceden sonra saray gibiydi :) .

Barcelona’da gezilebilecek heryeri gezdik tek tek saymıyorum zira amacım heyecanlı anları paylaşmak yoksa çok uzayacak yazı şimdiden bu kadar oldu bile :) . Barcelona’dan gideceğimiz yer İspanya’nın Murcia bölgesinde, Mula adında çok minik, minicik bir kasabadaki arkeoloji kampımızdı. Ne yapacağımıza nasıl bir yere gittiğimize dair en ufak fikrimiz yoktu. Önce 10 saatlik bir otobüs yolculuğuyla Murcia’ya vardık sonrasında oradan da otobüsle 2 saatte Mula’ya girmiştik. Kasaba o kadar ufak ki heryer ve herkes avucunuzun içinde diyebilirim. Elle koymuş gibi biraz yürüyerek günbatımında kamp yerimizi bulduk. Kasabanın açık hava sineması aynı zamanda konaklayacağımız yerdi. Biz biraz geç kalmıştık liderlerle beraber yaklaşık 20 kişi kocaman bir masanın etrafında toplanmış akşam yemeği yerken tanışıyorlardı. Biz birden içeri dalınca bitli turist halimizle herkesin kafası bize döndü ve gülerek hoşgeldiniz dediler :) Orada da odamız iki kişilikti. Her sabah erkenden kahvaltı sonrasında  kısa bir otobüs yolculuğu ve öğlene kadar kazı yapıyorduk. Dönünce bir saat mola (biz yüzmeye gidiyorduk) ve öğle yemeği. Ardından 1 saat kadar internet (istersek) ve saat akşam 6 gibi sosyal aktiviteler (tiyatro-dans-yaratıcılık aktiviteleri vs). Bir gün çöp poşetlerinden kıyafet alçıdan maske yaptık ve gecenin bir yarısı sokaklarda şarkı söyleye söyleye kasabanın barına gittik (genelde cumartesileri). Kamp süresince dünyanın farklı yerlerinden insanlarla inanılmaz eğlendik orası ayrı bir dünya idi. Gazetelere çıktık, hatta çıplaklar kampına bile gittik bunu da geçiyorum :) .

Kamp 15 gün sürdü. Son günü çok zor bir şekilde ayrıldık arkadaşlarımızdan ve otobüsle Madrid’e geçtik. Orada da görmekten en mutlu olduğum şey Body Exhibition idi. Bir daha şansım olmayabilir böyle birşeye. Orada kaldığımız hostel’ de çok iyiydi. Gece sıkılınca diğer gençlerle beraber parti dedikleri bir olaya girdik. Ama tabii tacizden başka birşey değildi ve ayrıldık :) .

Madrid’den direkt Portekiz Lizbon’a geçtik. Otele yerleştikten sonra, önce görülmesi gereken yerleri gördük. Akşam üzeri Elevador de Santa Justanın tepesinde telefonla annemle konuşuyordum ki yakışıklı bir İtalyan yanıma gelerek türkçe selam verdi şaşırdım. O da İstanbul’da çalışıyormuş ve yaşıyormuş. Neyse, sonra üçümüz akşam yemeği için açık havada bir yere gittik. Çok güzel bir akşamdı. Ertesi günün akşamı ise arkadaşımla beraber biraz dolanalım dedik. Fakat saat daha 23.00 olmamıştı ki yorulup hostel’a dönmeye karar verdik. Ben önden gidiyordum, arkadaşım ise arkadaydı. Yolun bitmesine çok az kalmıştı ki Dilara!’ diye bağırdı. Bir araba durmuş önünde içeri almaya çalışıyor onu. Çığlığı duyunca kaçtılar neyse ki ve koşa koşa odamıza girdik. Ertesi gün zaten ayrılıyorduk.

Sıradaki durağımız Paris’ti. Burada kaldığımız yeri ayarlayken aklımız neredeydi bilmiyorum. Zira Avrupa’nın en iyi hostellarından birini ayarlamışız fakat Paris’in merkezine metro ile 1 saatten fazla sürüyor! Bu yüzden Paris’i gece görme fırsatını yakalayamadık. Kaldığımız yer büyük bir banliyö idi. Bir kaç tane metro girişi vardı ve biz her seferinde farklı bir yerden çıkıyorduk. Bu yüzden de hosteli bulmakta zorlanıyorduk. Bir günümüzü komple Disney Landda geçirdik muhteşem bir gündü. Fakat saatin nasıl geçtiini anlayamadığımızdan biraz geç kalmıştık. Hava iyice kararmış mağazalar ufak ufak kapanmaya başlamıştı. Metrodan indiğimizde bulunduğumuz yerde garip bir sesizlik vardı. İnsan yok araba ise az geçiyordu. Nasıl bir yerse artık! Yürürken biri arabasından laf attı. Araba dediğim van. Aldırmadan devam ettik fakat bizi takip ettiğini anlayınca manyak gibi hızlandık. Bu sefer o da hızlandı. Aynı zamanda bağırıp duruyordu. Koşa koşa ve korka korka hostele vardık. Yukarı çıktığımızda camdan baktığımda hala kapıda bekliyordu ne bekliyorsa!.

Sıradaki durak Berlin’di. Fakat uçağımız sabaha karşıydı ve hostele ekstra bir gün parası vermemek için havalanında kalmayı tercih ettik. Saatler geçince havalanı bir bir boşaldı. Işıklar söndü. Biz de sıkıntıdan bulduğumuz bavul arabasıyla oynamaya başladık. Sırayla üzerine binip birbirimizi itiyorduk :) . Bir süre sonra bankta uzanmış notebookunda film izleyen birini gördük. Arkadaşımın da müzik çalarının şarjı bittiydi ve çocuğa bilgisayarıyla şarj edip edemeyeceğini sordu. Bu sorunun sonunda hepimiz yere uzanmış banktaki notebooktan film izlemeye başladık. Closer! :) . Filme kaptırmışken kendimizi  arkamı döndüğümde insan yok dediğimiz yerde bir çok yolcu oturmuş bizimle beraber filmi izliyordu. Bu arada notebooklu alman Hugo’ya teşekkürler tekrar :)

Berlin’de bizi bekleyen biri vardı. Polonyalı canım arkadaşım Pawel Varşova’dan 8 saatlik bir yolcuk sonrasında arabasıyla Berlin’e gelmişti. Havalanından bizi aldı ve üçümüzün birlikte kalacağı hostelimize yerleştik. Tatilin benim için en güzel kısımlarından biriydi. Hem onu inanılmaz özlemiştim hem de birlikte çok güzel vakit geçirmiştik. Üç bisiklet kiraladık ve Berlin doğu yakasını baştan aşağı turladık. Hayvanat bahçesine gittik, Knutu gördük, erotik müzeyi gezdik. Orada da çok komik bir anımız var. Kız arkadaşım ben ve Pawel bir erotic shop’a girdik. Üst katında 69 adında bar ve bir müze vardı.  Bir süre dolanıp çıktıktan sonra yandaki erotic shopa da uğradık. Orası daha ufaktı. Heryeri neon ışıklarla doluydu gözümüzü alıyordu ve nereye gittiğimizi bilmez bir şekilde bir bölüme girdik. Sol tarafta yan yana minicik odalar içerisinde bir koltuk, bir tv ve bir dvd vardı (tuvalet kağıdını da unutmamak lazım). Biz uzaylı görmüş köylüler gibi bakınırken kapalı kapının üzerindeki “ sex room yazısını gördük. Ve toptan bir şekilde “oha” nidaları atarken farkında olmadan çıkışa gelmişiz. E tabi çümüz birden aynı kapıdan çıkınca sokaktaki gençliğin maskarası olduk.” Nasıldı iyiymiydi” lafları arasında hızla uzaklaştık.

Berlin’deki günlerimiz o kadar iyiydi ki bu tatta bitirmek istiyorduk geziyi. Yorulmuştuk ve İtalya’yı geziye koyduğumuz için pişmandık. Neyse bir şekilde ayrıldık.

Sıradaki durağımız İtalya Venedik. Burada da Paris’tekine benzer bir durumla karşı karşıyaydık. Gerçi bu başlı başına anlatılması gerekir zira gezimizin en atraksiyon ve macera dolu günleriydi. Havaalanından bir otobüse bindik. Şöföre adresi gösterdik ve bizi bilmediğimiz biryerde indirdi. Şöyle ki mısır tarlaları arasında kaybolmuş bir yol düşünün araba ya geçiyor ya geçmiyor. Upuzun bir yol ve incin top oynuyor ( yerleşim yeri yok ve abartmıyorum). Benim kafamda kovboy şapkası, sırtımızda onca seyahatin yüküyle daha da ağırlaşmış sırt çantalarımız var. Kafamdaki şapka güneşten pişmiş artık. Fakat nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Gücümüzün yettiğince yürüdük yaklaşık 45 dakika ve tarlaların ilerisinde bir fabrika gördüm. Arkadaşım gidip soralım dedi fakat öyle bir yerde hak verirsiniz ki bana biraz sakat geldi. Yapacak bir şey olmadığından fabrikaya doğru yürümeye başladık. Bizi gören bir çalışan yanımza geldi fakat tek kelime ingilizce bilmiyordu. Adresi gösterdiğimizde italyanca üç km sonra otobüs durağının olduğunu söyledi ( ya da ona benzer birşey fransızcamız olduğundan bu kadarını çıkarabildik). Yürümekten başka çaremiz yoktu ve durağa geldik. Fakat ne gelen var ne giden. Otobüsler bizi almak için durmuyordu. Otostop çkmeye başladık ama arabalar o kadar hızlı geliyordu ki o da fayda etmedi. Tam pes etmek üzereyken yola çıktık ve gelen otobüsü zıplayarak durdurduk. Bindiğimizde şöför de ingilizce bilmediğinden gene adresi gösterdik neyse ki yardım sever bir insanmış kendisi ve bizi adreste yazan benzin istasyonuna götürdü ( güya hostelimiz oralarda). İndiğimizde hostele benzer hiç bir yapı göremedik zira görünürde benzin istasyonu bulunan tek yerleşkeydi. Arkadaşım tam sormaya giderken ben gene mısır tarlalarının arasında (ama bayağı ileride) bir ev farkettim. Oraya doğru yürümeye başladık (mısırların arasından).

Vardığımızda kocaman bir demir kapının arkasında kullanılmadığı beli olan camları kırık demirleri paslanmış çok eski iki katlı bir yapı vardı. Korkularımız tekrar başladıydı çünkü kalınacak gibi bir yer değildi. Kapının parmaklıkları arasından içeri baktım. Binanın aksine kuğuların olduğu küçük bir gölete sahip yemyeşil bahçesiyle muazzam bir yerdi gördüğüm. Neyse zile bastığımızda cevap alamadık ve oturup beklemeye başladık. Bir süre sonra yaşlı bir teyze arabasıyla geldi (meğerese oraya giden düzgün bir yol varmış) . Oranın sahibi olduğunu öğrendiğimiz teyze bizi binanın arkasında bulunan tek katlı prefabrik odalardan birine götürdü. Odamıza girdiğimizde inanmayacaksınız ama kalite bakımından o güne kaldığımız en iyi hosteldi (jakuzisi bile vardı :P ). Fakat bir sorun vardı, orada tek kalan bizdik!.

Teyze duraktan 45 dk’da bir otobüs geçtiğini ve Venedik merkeze gidebileceğimizi söyledi. Dediğini yaptık ve 45dklık bir otobüs yolculuğundan sonra asıl olmamız gereken yerdeydik. Çok fazla turist vardı ve onca insanı orada görünce tek salağın biz olduğumuz kanaatine vardım :) .  Paralar suyunu çekmişti. Bu yüzden ilk gün sadece pizza yedik (kola bile içemedik :( :P ) ve markete gidip akşam için peynir, zeytin, üzü, şarap vs aldık. Akşam hostel’a dönerke otobüs gene yanlış yerde indirdi bizi fakat Allah’tan çok uzakta değildi,  köpek ulumalarının arasında koşa koşa odamıza vardık.  Hava o gün kapalıydı biraz da yağmurlu ve hostele vardığımızda gök gürlemeye başlamıştı ( böyle anlar bizim gibi paranoyaklar için pek iyi olmuyor). Arkadaşım sehpayı kapıya taşıyalım ve orada atıştıralım birşeyler nasılsa kimse yok dedi. Oturduk kapıda bir yandan yiyoruz bir yandan tarlaların diğer tarafında çakan şimşekleri izliyoruz. Bu sırada yaşlı bir amca çocuk bisikletiyle mütemadiyen 10dkda bir önümüzden geçiyor tarlaların arasında kayboluyor ve geliyor. Daha bitmedi, bir yandan da o bahsettiğim binanın en alt katında bir kapı açık içeride pır pır ışık yanıyor ve bir makine sesi sürekli aynı tempoda kulaklarımızı tırmalıyor.  Şimdi böyle bir durumda bizim gibi paranoyakların yapabileceği en güzel şey “Testere, Hostel” gibi konulu filmlerin içerisine kendilerini koymaktır ki biz de öyle yaptık. Fakat işin içinden çıkamayacağımızı anladığımızda arkadaşım bir cesaretle o kapıya doğru yürümeye başladı. Sonunda şunu öğrendik ki o yaşlı amca teyzemizin kocası, o ses gelen daire de yaşlı amcanın atolyesi gibi birşey) :) . Çok büyük bir rahatlık ve biraz ürpertiyle uyumak üzere odalarımıza çekildik.

Sıradaki durağımız Roma. Fakat gezebilmek için 8 saatimiz var zira dönüş uçağımız aynı gün kalkıyor. Roma’da da Vatikan hariç görülebilecek yerleri gördük zira fazla vaktimiz olmadığından ve yorgun olduğumuzdan çok fazla tad alamadık. Dönüş uçağına bindiğimizde hala sağlam bir şekilde olabilmemizin mutluluğunu yaşıyorduk. Ama uçağımız daha inmemişti tabii neyse ki onu da düşürmeden evimize geldik :) .

İşte böyle… Vakti olan, biraz bütçe ayırabilen herkesin hayatında bir defa da olsa yaşaması gereken bir tecrübe olduğuna inanıyorum. Bir sonraki günü düşünmeden o günü yaşamak, acısıyla tatlısıyla gerekirse pisliğyle ve açlığıyla seyahati bitirebilmek muhtşem bir duygu. Yazının bu kadar uzun olabileceğini nedense tahmin edememişim ki olabildiğince kısalttım :) . Bunları sürekli bana anlattıran arkadaşlarım artık okuyabilirsiniz. Vaktinizi aldığım için hem özür dilerim hem çok teşekkür ederim.

Oh..

28 Comments 3 Tweets

30 Comments

  1. Dilara TAN diyor ki:

    Üzerinden geçti fakat yoğun ısrarlar üzerine aklıma olan yazıyı bloguma döktüm :) . Hayatımda yazdığım en uzun blog yazısı okurken sıkılırsanız haklısınız kusuruma bakmayın eleyerek anlatmama rağmen bu kadar sürdü, teşekkürler şimdiden :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  2. seyrüsefer diyor ki:

    çok tatlı:)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  3. Dilara TAN diyor ki:

    @seyrüsefer teşekkür ederimmm :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  4. gokhanozcan diyor ki:

    boşuna artist demiyorum hollywood da oynasan yeri :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  5. Dilara TAN diyor ki:

    @gökhan abartma yahu :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  6. Dilara TAN diyor ki:

    @gökhan abartm yahu :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  7. Dilara TAN diyor ki:

    sıkılmadan okuyabilen var mıdır acaba :/

    This comment was originally posted on FriendFeed

  8. Dilara TAN diyor ki:

    sanmam senin dışında olsun :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  9. Dilara TAN diyor ki:

    Böyle bir gezi planı olup da kendini hazır hissedenler (özellikle bayanlar:P) yazımı okusunlar gözleri korkabilir ama hazırlıklı olsunlar :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  10. Jichael Mackson diyor ki:

    Okudum ama sazanlık yapmaktan korkuyorum ((: "Gideceğimiz ülkeler Barcelona,Murcia,Madrid,Lizbon,Paris,Berlin,Venedik,Roma, gezeceğimiz şehirler ise İspanya,Portekiz,Fransa,Almanya,İtalya idi." sanki ters mi olmuş? (:

    This comment was originally posted on FriendFeed

  11. L&B Handiworks diyor ki:

    hadi ya farkında değilim orası problemliydi kesip biçtim yanlıs olmus düzelteyim ozaman teşekkürler :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  12. Dilara TAN diyor ki:

    Ya çok sağol onun farkında değilim fontu ve araları oturtamadığımdan çok kesip biçtiydim sonunda yanlış olmuş düzelttim şimdi :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  13. ya bişey dicem ama darılmaca gücenmece yok?

    This comment was originally posted on FriendFeed

  14. Ordinaryunus diyor ki:

    avrupa fatihi dilara:)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  15. Dilara TAN diyor ki:

    fatihe yunusçum :P

    This comment was originally posted on FriendFeed

  16. Dilara TAN diyor ki:

    Korhan gücenirim ben:P

    This comment was originally posted on FriendFeed

  17. Dilara TAN diyor ki:

    şaka şaka söle :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  18. askerde tanıştığım bir arkadaşa benziyon burda :D

    This comment was originally posted on FriendFeed

  19. Dilara TAN diyor ki:

    hahahah :D bendim zaten o arkadaşın cemal ben 3. tertip :P

    This comment was originally posted on FriendFeed

  20. Dilara TAN diyor ki:

    evet kerem ben 5. tertip :P

    This comment was originally posted on FriendFeed

  21. euheuh ismi tutturamadın bi kerem :P

    This comment was originally posted on FriendFeed

  22. nüfus müdürlüğünde kayıtlı bütün isimleri saymadan dur bence :D

    This comment was originally posted on FriendFeed

  23. Dilara TAN diyor ki:

    aman tamam durduk :P olabilir ama o erkeksi duruşumun altında feminen bi afet yatar peh :P

    This comment was originally posted on FriendFeed

  24. belki asker arkaşımın duruşu femimendi? tüysüzdü evet :D

    This comment was originally posted on FriendFeed

  25. Dilara TAN diyor ki:

    Bilemem okadarını :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  26. Jichael Mackson diyor ki:

    Ben de çok istiyorum gezdiğin yerleri görmeyi.. Şans dile bana da nasip olsun.. (:

    This comment was originally posted on FriendFeed

  27. Dilara TAN diyor ki:

    @jichael Mackson umarım gidersin yakın zamanda:) bu arada gezi fotoğraflarına benim blog üzerinden picasa kısayolu var oradan ulaşılabilyor :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

Leave a Reply

Additional comments powered by BackType