Posts tagged ‘Kamp’
Bir Maceranın Sonu…
Bir ay nasıl geçti anlamadım dersem pek gerçekçi konuşmuş sayılmam. Başlarda kolay geçse de sonlara doğru,zaman ilerledikçe sıkılmalar başladı…
Barcelona’dan başlayan yolculuğumuzu Roma’da sonlandırdık. Nereden başlasam anlatmaya bilemiyorum. Anlatılacakların çoğu aslında yaşanılması gereken anılar…
Kampımız, 15 gün boyunca bize her biri birbirinden farklı insanlarla yaşama imkanı verdi. Bu farklılıklar, farklı heyecanları,anıları doğrudu tabii ki. Ayrılık günü çok zordu diyebilirim. Herkesin gözü yaşlı bir şekilde zar zor uğurlandık…
Ve özgürlüğe ikinci adım Madrid’e idi. Ellerimizde haritalar hostelımızı arıyoruz. O zaman yön duygumuz daha zayıftı tabii, ona rağmen fazla zorlanmadan mekanımızı bulduk ve yerleştik. Şehri keşfetmek okadar kolay olmadı başta fakat zamanla insan alışıyor. Nitekim sonunda sokakları ezberlemiş duruma gelmiştik. Madrid’i beğendim diyebilirim ama gene de abartılacak kadar değil.
Sonraki durak Portekiz, Lisbon’du. Lisbon ufak bir yer, 2 günden fazlası fazla bence ama gene de fena değildi. Zaten 1 gece kaldık, o bile yetti.
Paris’e gelince… Ülkeye girdiğim anda hissedeceğimi tahmin ettiğim duyguyu hissedemedim. Belki de fazla yorulduğumuz içindi bilmiyorum ve bu hissiyatsızlık malesef ki devam etti. Paris güzel bir şehir, yalnız orada yaşayabileceğimi söyleyemem. Hayat oldukça pahalı. Aslında Avrupa’nın geneli böyle,biraz canımızı acıttı diyebilirim. En basiti; kana kana su içemedim. Bir suya 2€ vermek adamı baya bir yoruyor. Eiffel kulesinin ikinci katına kadar yürüyerek çıktık. Manzara hoştu, evet ama gözlerimde okadar büyüttüğüm kule hayallerimdekinden daha küçüktü..:). Paris’te Eiffel kulesi,Louvre müzesi,Notre Dame’ı ve Champs Elysées i gördüm. 3 günde ancak bu kadar oluyor malesef.
Paris’ten sonraki durağımız Berlin’di. Eğleneceğimi ve orayı seveceğimi umuyordum ki öyle oldu. Hava alanından bizi polonyalı arkadaşım Pawel karşıladı. Varşova’daki evinden 8 saat direksiyon sallayıp bizim için oralara geldi. Hep beraber güzel 3 gün geçirdik ki tatilimin en güzel kısımlarından biriydi. Berlin’i diğer yerlere göre daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.
Sırada Venedik ve Roma var. İtalya’nın son durak olması bizi mutlu etmeye başlamıştı bile. Herkesi,herşeyi çok özlemiştik çünkü. Venedik için söyleyeceklerim Lisbon için söylediklerime benzeyecektir. Orası da küçük ama Lisbon’dan daha sevimli bir yer. Garip olan şu ki deniz mahsulleri restorantından ya da pizza ve makarnacıdan başka yiyecek biryer bulmakta zorlandık. Kolasız ve üzerinde sadece mozerella peyniri olan lahmacun kıvamındaki bir pizzaya 8€ vermek canımızı ayrı acıttı tabii :P. Venedik’teki bütün mağazalarda karışlaşacağınız iki şey vardır; el yapımı maskeler ve İtalya’nın ünlü murano camından yapılan takılar ve süs eşyaları. Fiyatlar pahalı olsa da gitmişken bir iki ufak birşey almamak elde değil.
Venedik’de kaldığımız yer şehir merkezine uzak, yani otobüsle 20 dk kadar mesafede olan, çiftliklerin arasında bir hostel. Doğayla iç içe kafa dinlemek için çok iyi bir seçenek olan bu yeri bulmakta biraz zorlandık. Yanlış yerde inip baya bi yürüdükten ve otobüsü uzunca bir süre bekledikten sonra doğru yere varabilmiştik. Başta şaşırdık ama sonra alıştık.
Venedik’ten sonraki ve son durağımız Roma idi. Orada kalmadık, sadece uçuşumuz transit olduğundan 9 saatlik arada 3.5 saat gezebildik. Ünlü Collesseum’u ve aşıklar çeşmesini gördükten sonra az biraz dolanıp uçağımıza yetişmek üzere havalanına geri döndük.
Sonunda 8. defa uçuyoruz ama bu sefer evimize :).
Şimdi mi?…
Tekrar odamdayım, gördüğünüz üzere bilgisayarımın başında.
Nasıl mı hissediyorum?…
Yorgun ama mutlu..:)
başka bi vakit başka yerlerden anıları tekrar paylaşmayı umuyorum…
Sonuç?..
Çok güzel geçen bir aydı; heyecanlı,yorucu,hüzünlü ve mutlu…
Fotoğraflar için :
http://www.flickr.com/photos/redpharos/






