Posts tagged ‘minibüs’
İnsan kılıklı kuklalar
Bugün minibüste şok edici bir olayla karşılaştım paylaşmadan edemeyeceğim. Şok edici dememin sebebi ciddi anlamda şok olmamdır.
Şöyle ki;
Arkadaşın iş yerinden çıktım eve gideceğim. Her zamanki gibi minibüste yerimi aldım,en arka koltuğun sağ köşesi. Kozyatağı’nda, sadece et ve kemikten oluştuğunu düşündüğüm iki kukla (kız) minibüse biniyor. Bir saat minibüsteki tek boş koltuğa kim oturacak kavgası yaparlarken yaşlı bir teyzemiz minibüse biniyor ve oraya oturuyor. Orada gülmemek için kendimi zor tuttum yalnız, asıl şok olduğum kısım olayın akabinde gerçekleşti. Vay efendim neden oturtmadın da ,orası şimdi doldu da ,bilmem nereye kadar ayakta mı gideceğiz de… Ardı arkası kesilmeyen ağız dalaşı ben inene kadar devam etti.
Zavallı teyzemiz iki defa kalkıp kızlara yer verme nezaketinde bulundu. Bulunur tabi, kadın suçlu hissetti kendini herhalde. Sonra yanımda, biryerlerden gelen bir ses haykırdı;
“Ayıp değil mi? kaç yaşında kadının yanında utanmıyorlar da söylenmeye”
Kuklalarımızdan biri altta kalır mı, hemen cevabı yapıştırdı;
“Asıl siz kendi dediğinize bakın. Hanfendinin neresi yaşlı,ayıp ayıp!”
Lafı dolandırıp,çarptırtma amacında olduğunu düşündüğüm kuklalar bu arada aralarında kıkırdaşıyorlar tabii ki.
Bu sefer farklı bir amcamız;
“Siz gençliğinizden utanın,insanlığın suyu çıktı. Sizin yetiştirdiğiniz evlatlardan ne olacak bakalım. Bu gençlikle,gelecek biraz zor…” gibi bir cümle kurdu.
Ve o andan itibaren mimibüsün içinde tam bir mahalle kavgasını aratmayacak atışmalar döndü,durdu.
Bir an için dizi setinde olduğumu düşündüm,ya da basit bir kukla oyununda. Artık kesseler şunu da perde kapansa diye düşünürken ineceğim yere geldim ve indim. Eminim,arkamdan devam etmekteydiler…
Açıkçası ben utandım. Onlar da genç, onlar da insan. Aynı kefeye konmak gerçekten utanç verici.
Kendilerinden başka kimseyi düşünmeyen, lafın nereye gittiini bilmeden ve kiminle konuştuğunun farkında olmayan bu insanlar yüzünden “zamane gençliği,hepsi aynı!” genellemesinin içinde doğal olarak ben de bulundum.
Bu insanlar nasıl bir ortamda yetişmiş ki?,nasıl bir terbiye,eğitim almış ki bu hale gelmişler anlamıyorum. İnsan hiç mi bakmaz kendine? Dışardan nasıl gözüktüğüne hiç mi dikkat edip önemsemez ya?
Bu tarz olaylarla sık sık karşılaşıyorum,fakat yapacak birşey yok sanırım. Nedense gün geçtikçe de bu karşılaşmalar artmakta. Umarım birileri kendinin farkına varır da bir çeki düzen verir.
Ben kusursuz muyum? tabii ki hayır. Ama en azından nerde nasıl davranılması gerektiğini biliyorum.
Ayıp ayıp,size ayıp ya! (sözüm kukla kılıklı insan bozuntularına!)
Çekilmez çile…
İstanbulda trafiğe çıkmaktan nefret ediyorum. Gerçi kim sever ki?!
Okul açıldığından beri, evden ne zaman dışarı çıksam, gideceğim yere vardığımda bir asabiyet, bir sinir hali hakim oluyor. Şimdi anlıyorum bütün yaz neden dışarı çıkmak istememişim,elbet var sebebi. Sabah 9.30 daki ders için 2 saat öncesinden koyulsam yola neredeyse anca varıyorum ki ben okula öyle kilometrelerce uzaktaki bir mesafeden de gelmiyorum yani. Acıyorum arkadaşlarıma. Hele hele sLn gibi her sabah Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçen arkadaşlarıma. Bir süre önce (okulun tadını almayı geçip okulan bıkma hali hakim olmaya başlayana kadaR) “keşke ben de karşıdan gelsem, her sabah boğaz havası ohh miss gibi” derdim. Trafikten gına gelince, her ne kadar sabahları boğazdan geçmenin güzel olacağı fikri değişmese de “okulun içinde otursaydım ne güzel olurdu” demeye başladım. Şükür ki son senem, her sabah çektiğim çile sona erecek (umuyorum).
Trafiği bu kadar pislemişken,pisleyenlerin büyük çoğunluğunun minibüsler olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ha bu benim şahsi fikrimdir. Bütün şöförler aynı olmasa da, bindiğim üç minibüsten ikisinde aynı şeyleri yaşayınca ister istemez böyle bir genellemeye itiliyorum.
Bakın dün ne yaşadım;
09.30daki dersime gitmek için saat 08.15′te yola çıktım. Evden çıkıp minibüse binmem yaklaşık 2 dakika. 08.20′de bindim diyelim. Trafik var fakat bu sefer beni derse geciktirecek yoğunlukta değil. Minibüs neredeyse ful dolu, 2 koltuk falan boştur. Fakat ne hikmetse yol bomboş olduğu ve minibüs dolu olduğu halde 3km ötedeki potansiyel bir yolcuyu gördüğünü tahmin ettiğim “şöfer” bey bizi 10 dk aynı yerde bekletti. İçerde laf eden yolcular olmasına rağmen banamısın demedi. En sonunda 1 yeni yolcu arkadaşı alıp oradan ayrıldık. Ben şükür kurtulduk derken, daha bir sonraki ışıklara varmadan tekrar bir mola verildi(uzun yolculuklardaki ihtiyaç molası bile daha kısa sürer eminim). Yani diyeceğim o ki ;
ben 09.30daki dersime ucundan yetiştim. Gene yetiştim evet ama tamamen sinirle,hırsla dolmuş bir halde. Az sonra tekrar aynı maceranın bir benzerine atılacağım. Bu şöförlere güven olmadığından zaten yakında 3 saat öncesinden yola çıkacağım olmadı okulda sabahlayacağım. Olay budur. İstanbul gördüğüm bildiğim en güzel şehir. Trafiği de, İstanbul’u yaşanılmaz kılan yegane unsur.
Bunun sebebi kim? Sen,ben,o,biz,siz,onlar…







