Posts tagged ‘tokyo’
Nazar, tatil ve ödül
Merhaba,
Bu aralar üzerimde gözler var hissediyorum, sanırım nazara geldim. Zira nazara çok inanırım. Annem çok korkar bundan ve sürekli paylaşımlarımdan yakınır. ” Herşeyini paylaşma, fotoğraflara çok yer verme” der durur. Sanırım biraz haklı da…
Uzun zamandır çektiğim baş ağrıları ve göz kararmaları dayanılmayacak boyuta gelince Cem’in zoruyla doktora göründüm. Aura migren denilen bir migrenim olduğu anlaşıldı. Çoğu insanda olan birşey fakat sülalemde kimsede olmadığı için bende olmasını beklemiyordum. Tedaviye başladık ve gidiyoruz bakalım. İyi ki de doktora görünmüşüm.
Cuma günü yolculuk başlıyor. Akşam üzeri uçağımız Tokyo’ya doğru yol alıcak. Daha hiç birşey hazırlamadım ortada bavul bile yok :). Bu hafta içerisinde bütün işleri halletmeyi umuyorum. Zıra zorundayım!.
Bu seferki seyahatimizde Cem’in bireysel işleri olacağından yalnız kalacağım çok boş vaktim olacak. Ben de bu süreci yalnız geçirmemek için gitmeden Japon arkadaşlar edinmeye başladım ve
Yazının devamı...Tokyo’da bir sen
İşte gene o yalnız hissetiğim anlardan biri. Zira evde yalnızım evet ama bahsettiğim o değil. Ruhum yalnız.
Cem‘i salı günü Tokyo‘ya uğurladım 15 günlüğüne. Doktora programıyla ilgili işleri vs var biraz dolanıp gelecek. Ama nedendir anlamıyorum aynı şehirdeyken 1 ay görüşmesek bile yakınımda olduğunu bildiğim için rahat oluyorum, fakat uzaktaysa hele ki Tokyo’da içim bir garip oluyor, yalnızlığım büyüyor.
Biraz da stresliyim açıkçası. Acaba döndüğünde bir karara varacak mı?, seneye bu zamanlarda nerede olacağız? çok merak ediyorum. Umarım herşeyin hayırlısı ve güzeli olur.Düşünmekten yoruldum artık. Belirlilik istiyorum.
Rahatsızlığım da hala devam ediyor. Kalbim biraz yorgun ve kafamı hiçbirşeye veremiyorum. Çeviri işlerim de biraz aksadı o yüzden bir iki gün içinde toparlayacağım umarım. Zaman çok çabuk geçiyor ve ben arkasından bakıyorum.
Kış şimdi geldi benim için. Cem’i uğurladıktan sonra Atatürk Havalimanı’ndan idealtepe’ye tam 3.5 saatte geldim. Arabanın arka koltuğunda oturup hiçbirşey yapmadığımdan duran trafik süresince yağan karı izledim. Özlemişim. Ben kışı, karı, soğuğu yazdan,güneşten ve sıcaktan daha çok seviyorum sanırım. Belki de ev kuşu olduğum için daha bi kapanıyorum içime. Özellikle uykusuz gecelerde cama vuran beyaz bulutları görmek huzur verici :).
Sevgilim Tokyo semalarında dolaşırken ben de birlikte yaptığımız Japonya seyahatini düşünüyorum. Şimdi ne yapıyordur, nerdedir, kimlerledir? düşünüp geçirdiği güzel vakitte kendime bir yer arıyorum. Keşke birlikte gidebilseydik gene. Neyse birdahaki sefere. Ginza ne de güzeldir şimdi ışıl ışıl…
Hadi kaçtım ben. Kendimi fazla özletmeyeyim demiştim :)
Hoşçakalın…
Tokyo’da bir ben
Herkese tünaydınnn :)
Dün öğlen saatlerinde Cem Bey’in evindeki saltanatımı sonlandırıp evime döndüm. Çook güzel geçti son beş günüm. Şimdiden özledim bile… Fakat annemler dün akşam geleceğinden ve abim beş gün boyunca evde yalnız olduğundan savaş alanına dönen evi toplamamız gerekiyordu. Zorla da olsa onu kaldırdım ve evi temizledik.
Bugün ise cumartesi olmasına rağmen evdeyim aslında şu sıralar şişli yolunda olmam gerekiyordu ama annemleri özlediğimden bugünümü onlara ayırdım Cem’e yarın gideceğim. Şimdi ise odamda oturmuş japonya seyahatimi anlatacak yazının girişini yapmakla meşgulüm :). Ve başlıyorum;
14 Temmuz akşamı THY ye ait Tokyo seferini yapan uçakta yerimizi aldık. Oturduğumuz yer sahip olabileceğimiz en berbat yerlerden biriydi. Orta kısımdaki dört kişilik koltuk grubunun iki sırası. 12 saat nasıl geçecek burada diye düşünmeye başladım. Hatta sıkılmaya da başlamıştım fakat Japonya’da geçireceğimiz güzel günleri düşününce sıkıntım biraz hafifledi. Uçak olabilecek en iyi uçaklardandı. Her kişinin önünde ufak bir ekran vardı ve film,dizi,belgesel izleyip müzik dinleyerek ya da oyun oynayarak vaktin bir kısmını harcayabildim. Öyle böyle 12 saati atlattık ve Tokyo-Narita havalanına indik. Ve iner inmez iki telefon kiraladık. Birbirimizi aramak böylece daha hesaplı olacaktı. Oradan kalacağımız otele giden özel servisler kalkıyordu ve bir buçuk saatlik yolculuktan sonra otelimize vardık.
Odamız standart japon evlerini aratmayacak derecede küçük bir odaydı. Fakat kaldığımız süre boyunca hiçbir eksiğimiz ya da memnuniyetsizliğimiz olmadı. 6 saat saat farkı dolayısıyla biraz sersemlemiştim. Hava da inanılmaz sıcak ve nemliydi. Herşeye rağmen yorgun hissetmediğimizden bavulları bırakıp dışarı çıkmaya karar verdik. Cem’in orada yaşarken tanıştığı yarı türk yarı japon olan Kei adında bir arkadaşı var. Onun da Tokyo’da Harem adında bir türk restoranı var. Otelden çıktığımız gibi oraya gittik. Ben de herkesle tanıştım ve aşçı Mustafa Abinin yaptığı o güzel Türk-Japon usulü beyendiyi yedim :).
Japonya’da kaldığımız süre boyunca birgün sıkıldığımı hissetmedim. Çünkü bunu düşünecek vaktim olmadı. Cem ve arkadaşları sayesinde bir saniye boş kalmadım:). Gündüzleri gidilmesi gereken turistik yerlere gidip akşamları Cem’in arkadaşlarıyla takılıyorduk. Bilirsiniz ki Japonya teknolojinin merkezidir. Biz de teknolojinin Tokyo’daki merkezi olan Akihabara bölgesine en az 5-6 defa gitmişizdir. Her gittiğimizde kendimi kaybettiğimi zöyleyebilirim. Aldığım bazı şeylerin haricinde isteyip de alamadığım okadar çok şey oldu ki:) Bir dahaki sefere artık. Yodobashi Kamera adında çok büyük bir techno marketleri var. Zaten oraya girdiniz mi tamamen kayboluyorsunuz. Eğer dikkat etmezseniz zamanın nasıl geçtiğini anlamayıp bütün günü orada bitirebilirsiniz.
Otelimiz belediye binasına çok yakındı. O bina da Tokyo’nun en önemli binalarından olduğundundan tepesine çıkmadan edemedik. Tokyo kulesindeki kadar olmasa da nefis bir manzarası olduğunu söyleyebilirim. Tokyo kulesinin hikayesini de Cem’den dinlediğim gibi aktarayım size. Bu japonlar Fransızlara inat onların Eifel kulesinden daha hafif olarak aynı kuleyi yapabileceklerini kanıtlamak istemişler. Sonunda yapmışlar ve Tokyo kulesi ortaya çıkmış. En tepeye çıkmak isterseniz orda da ayrı ücret ödüyorsunuz.
Ulaşıma gelince; Kaldığımız süre boyunca iki defa taksiye bindik. Genelde metro ve tren kullandık. Söylemeliyim ki o youtubda gördüğümüz itekçilerden görmedim çünkü o kadar kalabalığa rastlamadım:). Tokyo çok kalabalık bir şehir elbette fakat o kadar düzenliki o kalabalık gözünüze batmıyor. Metroya indiğinizde karınca sürüsü gibi dağılan insanları görüyorsunuz. Sabah 8.30-10.00 arası vagonların bazıları sadece bayanlara ayrılmış. En kalabalık saatler olduğundan taciz olaylarını önlemek için sanırım. Taksiye gelince inanılmaz pahalı. Taksiler 710 yenden açılıyor. Bu da yaklaşır 7 dolar civarı oluyor sanırım.
Gece hayatına gelince. Tam anlamıyla yaşama fırsatını bir defa Kei sayesinde buldum. Bir gece hep beraber Tokyo’nun en büyük klüplerinden birinde özel bir partiye gittik. Mekan iki üç katlı ve inanılmaz kalabalık. Ne alaka bimiyorum ama kullanılan lazer ışıkları seneler önce gittiiğim Halikarnas’ı hatırlattı bana:) Ondan önce ise ufak bir mekanda ufak bir partiye katıldık. MEkanın tamamı bildiğimiz eski usul taşlı avizelerle süslenmiş heryer parlak parlak eşyalarla dolu. İnsanlar garip garip kıyafetlerle deli gibi dans ediyorlardı :).Sabahın ilk ışıklarında otelimize dönerek geceyi sonlandırdık.
Tokyo’ya gitmeden önce Japon yemekleriyle ilgili çekincem elbette vardı. Zira benim pek alışık olmadığım bir tad. Cem de deniz ürününü ağzına sürmediğinden daha çok Amerikan mutfağına yöneldik. Denny’s, Jonathans’ gibi restoranlarda getirelen az pişmişin de azı hatta neredeyse hiç pişmemiş biftekleri yemeye çalıştık :). Kei ile bir defa japon bir defa çin bir defa da kore mutfağına yönelik yemekler yedik. En azından yemeden geldim diyemem :).
Tatilimizin bir gününü ise DisneyLand‘da geçirdik. Metroyla bir yere kadar gittikten sonra Disney Resords a özel kalkan trene biniyorsunuz. Trenin camları Mickey Mause’un kafası şeklinde yapılmış içerisinin döşemeleri de aynı şekilde Disney karakterleri ile süslenmiş. Tokyo’da iki çeşit park var. Biri Disney Sea diğeri ise Disney Park. İkisinin de girişi farklı ve iki parka da girmek istiyorsanız iki ayrı bilet almanız gerekiyor. Bütün günümüzü buraya adadığımızdan biz iki parkta da doya doya eğlendik. Hafta içi gittiğimizden içerisi gayet boştu bazı yerlere iki üç defa girebildik. Bol bol şekerleme ve patlamış mısır yedikten sonra otelimize döndük:)
Bahsettiğim aşçı Mustafa Abi’nin iyice türkleşmiş japon eşinin hazırladığı akşam yemeği, Kei arkadaşları ve eşiyle geçirdiğimiz akşam eğlenceleri, Cemle beraber yaptığımız turistik mekan gezilerinden sonra tatilimizin sonuna geldik ve şanslı bir şekilde son anda bize verilen cam kenarıyla öncekinden daha rahat olan yolculuğumuza başlayarak 12 saat sonra istanbul’ a geri döndük:). İlk bir hafta kadar saat farkından dolayı oluşan o jetlag denilen durumu atlatamadım. Fakat şuan gayet iyiyim ve yaşadığım o güzel günleri tekrar yaşayabilme hayaliyle yazımı burada noktalıyorum.
Biraz uzun yazdığımın farkındayım ama geçirdiğim günler yazmakla bitmez :). Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim…
Görüşmek üzere :)






















