İkinci bir ailen yok…

Hayatta her gün yeni birşeyler öğreniyorum. Bazen öğrendiklerimden utanıyorum, bazen pişman oluyorum bazen de şükrediyorum.
Hayatta her gün yeni insanlar tanıyorum. Bazen mutlu oluyorum, bazen lanet ediyorum, bazen de nefret ediyorum.
Hayatta her gün yeni bir olay görüyorum. Bazen şanslı hissediyorum, bazen üzülüyorum, bazen de bir parçası olmadığım için seviniyorum.
Boş geçtiğini düşündüğüm her günüm aslında gözlemleyerek, dinleyerek, hissederek ve analiz ederek geçiyor. Bazen kendime bile faydam olmadığını düşünürken birine bilmeden ne kadar büyük bir iyilik yapmış olduğumu öğreniyorum.
Babasına kızan Cem’e ”bir gün çocuğun olduğunda anlayacaksın” diyen benim ama çocuğu olmadan bunu farkedebilen de benim. Ben öyle görmüşüm ki bir babayı, bir anneyi, bir kardeşi üzmenin aslında hayatın boyunca seni vicdan azabı ve pişmanlıkla yaşatacak bir olay olduğunu öğrenebilmişim. Bir ablanın kalbini kardeşi kırdığında başka kimsenin onu düzeltemeyeceğini farkedebilmişim.
Bir insanın çekirdek ailesi onun herşeyi aslında. Eşin, arkadaşın, sevgilin hepsi bir gün gider ve yerine yenisi gelebilir. Bir arkadaşını kaybettiğinde yerine gelen gene arkadaştır. Baban gittiğinde ise yerine gelen varsa ne kadar seversen sev o kişi baban değil ”üvey” babandır.
Aileni üzdüğünde aslında kendini üzersin. Çünkü onları bir gün kaybettiğinde başını vuracak olan hep sensin. ”Keşke”ler peşini bırakmaz. Yaşadıkların ve yaşattıkların yüzünden zamanında afra tafra yapan sen kendinden utanırsın, ve bir gün baba olup çocuğunla tartıştığında babanı çok daha iyi anlarsın. ”Kıyamazsın.”
Sen hiç bir zaman ailene karşı burnunu büyütme, hiç bir zaman ben onlardan iyi biliyorum deme, asla onları kırma, asla ayrımcılık yapma, hiç bir zaman anneyi daha çok sevip babayı daha az sevme, kardeşin bir gün birinin eşi olsa bile hala senin kardeşin olduğunu unutma, çocukken yaşadıklarınızı birlikte yaşadınız, hiç birini yok sayma. Üzüldüğünü onlara asla belli etme çünkü sen farketmesen de seni o kadar çok seviyorlar ki senin üzüldüğünü görmek onları çok daha fazla üzer. Sen aileni hep sev çünkü sen bir gün gittiğinde seni hayatları boyunca hatırlayıp anacak olan sadece onlar. Maddiyata önem verme, para için değil aileni kimseyi kırma. Mutlu olmak ve mutlu etmek için yaşa.
Yani aslında enerjini sevmek için harca. O kadarı da yeter.
Ben
Ben hep mutlu oldum. İstediğim bir çok şeye sahip oldum. Mutlu olduğumu çoğu zaman hissettiremedim ama içimde fırtınalar koptu. Çok yalnız kaldım. Çok kaybettim. Çok sevdim. Bazen paylaşılamayan arkadaş oldum. Bazen sıkıcı, bunaltan biriydim. Bazen de dünyanın belki en eğelenceli insanı.
Hep gel gitler oldu hayatımda. Hep uçları yaşadım. Severken çok özgür bıraktım. Değer verdiklerim uçup gidince kendime küstüm. Bir dönem geçirdim kimseyle konuşamadığım. Her şeyi kendimle paylaştım. Yaşadığımdan asla pişman olmadım. Adımı çok sevdim, başkasında duyunca kıskandım. Abime hiç kıyamadım. Boş işlerle uğraştım. Annemleri hiç üzmedim. İyi bir evlat olmaya çalıştım.
Ailemle hep gurur duydum. Kendimi önce başarısız gördüm sonra yapabildiklerimi farkettim. Hayatıma giren insanlara çok değer verdim. Değer verebileceğim insanları hayatıma soktum. Kimseyi isteyerek kırmadım. Kimse benim yüzümden üzülsün istemedim. Özür dilemeyi hep bildim, benden de dilensin istedim. Hep mantığımı kullandım, kalbimi çok yormadım. Hayatımdan kimseyi silmedim, kırgınlıklarım oldu ama arayan yine bendim.
Hep dürüst olmaya çalıştım. Küçükken söylediğim yalanlardan bile büyüyünce utanç duydum. Biri benimle ilgili birşey duyacaksa benden duysun istedim. Bazı insanların gözlerine bakamadım utandım. Bazen ”seni seviyorum” demeye hiç cesaret edemedim. Duygularımı hiç belli edemedim. Sevincimin, üzüntümün, heyecanımın utanmadığım kadarını paylaştım. Yüzüm kızardı, kalbim çarptı, çok heyecanlandım. Sarılmayı çok sevdim,çok istedim ama çok az insana sarıldım.
Ben nasıl bir insan oldum? bunun cevabını bilmiyorum ama iyi biri olmak için elimden geleni yapıyorum. Farkında olmadan kırdığım insanlar olmuş yeni yeni öğreniyorum. Zaten özür diledim ama gene diliyorum.
Hayatımda olduğunuz için mutluyum…
İsimsize…
Kuş olmadığımızın farkına varmamız biraz zaman alıyor.
Uçamadığımızı, kanatlarımızın olmadığını hatırlamamız gerekiyor.
Çünkü bir heyecanla yükseklerden salındığındıktan sonra yere yapıştığımızaki acı çok fena oluyor.
Ben heyecanlandım. Ben mutlu oldum. Ben heveslendim. Ben hissediyorum dedim. Ben seviyorum dedim. Ben yapıştım.
Evet yere öyle bir düştüm ki göğüs kafesim parçalandı, kemiklerim kalbime girdi resmen.
Her doğrulmaya çalıştığımda biraz daha batar oldu.
Geçsin diye beklediğim her gün daha can acıtır oldu.
Ben dedim. Dememeliydim.
Bazı şeyler olduğu gibi kalmalıymış, o içimizdeki kafesin dışına çıkmamalıymış anlamış oldum.
Yere çakılmanın verdiği acı uçma sebebimi gene de yok etmiyor. O heyecan gene içimde ama biraz daha akıllandım.
Bunu bana öğrettiğin için teşekkür ederim.
imza: …
Hatıra defterim…
Çocukluğumdan kalan bir kaç parça eşyanın bulunduğu bir rafım vardır. Her zaman elimin altında değildir. Yalnızca çok sıkıldığımda, özlediğimde bakarım.
Eşyaların arasında bir de hatıra defterim var. Hani şu kokulu olanlardan özellikle her kadının gençliğinde, çocukluğunda mutlaka sahip olduğu yegane defterlerden biridir bu hatıra defteri. Benim için de öyle işte.
Kilidinin anahtarını bulamadım fakat tel toka işimi gördü. Hala aynı koku içerisinde. Çok iyi hatırlıyorum 1993 yılında doğum günümde hediye edilmişti o bana. Ben de o gün evimize gelen tüm misafirlerime bir sayfa ayırıp birşeyler yazdırmıştım. Halam, rahmetli amcam, abim, arkadaşlarım herkesin kalemi dokunmuştur o deftere, hatta ilk okulda bir dönem öğretmenimiz rahatsızlandığında dersimize gelen misafir öğretmene bile uzatıp zorla yazdırmıştım :).
Her sayfasında ayrı bir anı var. Ve her sayfasında ben neymişim, sevdiklerim benden neler bekliyormuş, ama ben ne olmuşum görebiliyorum. Rahmetli amcamın o espirili dili kalemine de yansımış. Herkes beni ne kadar seviyormuş meğerse. Sahip olduklarım ne güzel anılarmış.
Aralarında en çok sevdiklerimden biri ilk okul 3. sınıfta gelen hocamın benim ve derslerim hakkında yazdıkları ve benden adam olamayacağı üzerine karamsar bakışları :) Ben gerçekten tembelmişim, evet gerçekten. Şimdi düşünüyorum beklentileri beklenildiği kadar karşıladım aslında :) Arkadaşlarım ”mavi önlükle başarılar, beyaz gelinlikle mutluluklar” demiş hep. Mavi önlüğü saymazsak beyaz gelinliğimle mutlu oldum evet. Mutluyum.
Arkadaşlarım haliyle hep dağıldı, kim nerede çoğunu bimiyorum fakat defterime yazan arkadaşlarımdan yerlerini belirleyebildiklerime bu sayfaların birer fotokopisini yollayacağım.
Anılar hep güzel! bir 20 yıl sonra da bugünün anılarını yaşatırım umarım. Sizin defteriniz nerede?
Ne sen ne de o
Ben dün gece bir rüya gördüm. Özlediğimi gördüm. Sevdiğimi, değer verdiğimi ama çok erken kaybettiğimi gördüm. Evet evet dedem gibi aynı ama çok daha genç çok daha farklı.
Ama o artık o değildi. Başka biri geçmişti yerine. Gene sevdiğim ve hiç ummadığım biri. Ama ismi gene kaybettiğimin ismiydi, sözleri gene onun sözleri, sarılışı gene onun sarılışıydı. O rüya hiç bitmesin istedim. Hiç… Ama bitti ve ben uyandım. O andan itibaren ben aynı ben değilim sanki. Aklımda o var, gözümde o… Rüyamda yerine geçen insan ise bugün karşıma gelecek. Ona baktığımda ne göreceğim? ne hissedeceğim? Bir defa sarılmassam, bir defa öpmessem hiç uyuyamayacağım gibi sanki bir çok gecem uykusuz geçecekmiş gibi. Ama sarılamam ki hele hiç öpemem çünkü olmaz işte, çünkü o.. o işte.
Kaybetmek neden var? Neden çok sevdiklerimizle aynı gün kaybolmayız ki yer yüzünden? Neden özlüyoruz? Neden bu duyguyu yaşıyoruz? çok mu gerekli sanki?
Bu aralar çok özlüyorum, çok rüya görüyorum, çok fena hissediyorum ve geçmiyor kahretsin geçmiyor!!!!!!!!!!!!!!
Ve etrafımdaki kimse o özlediklerimi unutturamıyor işte. Ama bir tek dün gece, dün gece rüyama giren ona bir sarılabilsem sanki bir süreliğine unutucakmışım, rahatlayacakmışım gibi. Sarılsam kızar mı ki? Bir öpücük yanağına? Kızar mısın?
Sadece unutmak istiyorum tekrar, önce hatırlayıp sonra unutmak…






