Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X
Audio

Güneş’i.

245464565454653215654546546…. yıldızın arasından sivri birtanesi güneşe daha da yaklaşır.

Güneş’in yüzü o kadar güzeldir ki, yıldız daha iyi görebilmek için daha da yaklaşır. Yaklaştıkça yanar, önce kirpikleri erimeye başlar ve daha sonra sıcaklıktan hissizleşir.

Güneş konuşmaya başladığında yıldızın kulakları duymaz olur. Güneşin sesinin o güzelliği yıldızı çok etkilemiştir. ”Ah daha çok konuşsa keşke, kulaklarım yanmadan daha çok duyabilsem.” diye konuşur kendi kendine.

Evrenin o sonsuzluğunda yıldızı duyan kimse yoktur. Zaten Güneş kaplamıştır her yeri… Kulaklar sağır, gözler kör olmuştur.

Yıldız’ın yaşadığı bu deneyim, Güneş’in o büyülü sesi, hayran bakışları çevresinde bir duvar oluşturur. Onun için tam anlamıyla yeni olan bu yakınlaşma Yıldız’ın kafasını iyice karıştırır. Ne yapacağını bilemez, Güneş’ten kaçmak ister ama mümkün değildir, çünkü kaybetmek çok üzer. Zaten kaçsa bile üzerindeki yanıklar bir daha iyileşmeyecektir.

Yıldız, diğer yıldızlarla hep mutlu olduğunu düşünmüştür, belki mutludur ama o mutluluğun arasında bu hissettikleri kalbini ağzına getirmektedir. Anlam veremese de şapşal şapşal Güneş’in çevresinde dolanır durur. Sanki diğer yıldızlar yok olmuş bir tek o ikisi kalmıştır.

Güneş dayanamaz, minik bir ateş topu fırlatır Yıldız’ın üzerine. Bu ateş içini ürpertir, dışını yakar. Artık iyice fırtınanın ortasında kalmıştır. Kaçacak bir yeri olmasa da bu ürperti ona çok iyi gelmiştir. Yıldız’ın hassas kalbi çırpınarak, zaten zor olan bu yolculukta iyice şaşırmasına sebep olur.

Çekim o kadar kuvvetlidir ki, Yıldız’ın tozları etrafa yayılmaya başlar. Sonsuz boşlukta parıldayan bu parçacıklar günün birinde başka yerlerde, başka güneşlere kayacaktır.

Yıldız huzurlu bir mutluluk hisseder. Bitmesini istemediği garip bir heyecan ile, Güneş’in etrafında, boşlukta sonunu bilmediği bir şekilde sürüklenip durur.

Aslında, Güneş ile tanışmadan önce içerisindeki boşluğu düşününce bunun hiç bir şey olmadığını görür. En az onun kadar ısınmıştır artık. Parıltılı tozları daha da parlaktır. Sönmesini hiç istemediği bir şekilde yanar Yıldız.

Işıl Işıl.

Güneş iyi ki vardır. İyi ki tanımıştır

Articles

Bu Ben

Zamanı geldi belki de…

Yazmadığım bu dönemde pek bir yoruldum, pek bir huzur aradım, savaştım ve anladım.

Mutluluğun kimsenin elinde değil, kendi kafamda olduğunu öğrendim. Kimsenin avuçlarını açması için yalvarmamam gerektiğini anladım. Üşengeçliklerim bitti, kafamı daha fazla şey için yormaya başladım.

Hayatımı, benliğimi, birlikteliğimi ve çevremi kendime göre şekillendirmeye başladım. Biraz geç oldu evet kabul ediyorum.

Yaşamın Ya’sını tutmamaya Ya’şamaya başladım.

Hala çok seviyorum, kalbim hala severek yoruluyor ama beynime masajın nasıl yapıldığını öğrettim.

Hala değer veriyorum, ama kimseye kendimden fazla değil…

Yaşlandığımı hissederken gençleşmeyi öğrendim.

Takmamaya, umursamamaya, he deyip geçmeye başladım.

Kadın olduğumu hatırladım, bir daha unutmamak için çabalamaya başladım.

Kendimi böyle kabul ettirdim, hep olduğum gibi oldum ama olmadığımı aradım.

Bu ‘ben’i ne kadar koruyabileceğimi bilmiyorum.

Yardımsız, desteksiz tek başıma bocalayıp çabalıyorum işte.

Articles

Üzgün.

Özür dilerim kendimi yeterince sevdiremediğim için.

Kırılmadım.

Üzüldüm sadece aralarında olamadığım için.

Ben duygularımda hep dürüstüm.

Ne eksik, ne fazla.

Sizden de kendimden de özür dilerim.

Articles

Ah…

Karar vermek bu kadar zor olmamalı,

Üzüdüğümü bile bile, içimin parçalandığını göre gör devam etmemeliyim.

Bir şekilde ‘evet’ demeliyim ‘evet, artık dur’ demeliyim.

Kendime bunu yapmamalıyım,

Anlamıyorsa anlatmak için daha fazla yorulmamalıyım.

‘Hayat böyleymiş, dün birmiş bugün yarım…’ diyebilmeliyim.

Karnıma ağrılar da girse, kıvranıp debelensem de ağlamamalıyım.

İçimdeki yeri daha da büyümeden duvarlar örmeliyim.

Gördüklerimin içime işlemeyeceği çelik bir kalkan giymeliyim.

Geride kalan parçalarımı toplayacak ne halim ne bir’im var.

Geçer değil mi?

Biter değil mi?

Bir tebessüm de yeter ama,

tekrar gülerim değil mi?

Articles

İyi ki…

Anlamaz, bilmez. Anladığını düşünse de yanılmıştır çünkü hayal edemez.

Onu nasıl gördüğümü, ona nasıl baktığımı, ondan aldığım öğütlerin, birlikte yediğimiz yemeklerin anlamını kırk yıl düşünse anlayamaz.

Anlıyormuş gibi yapar ama yalandır. Bir süre sonra saçma gelir iyice anlamsızlaşır. Aramızda kan bağı bile yok der manasızlaştırır. İki alakasız kan, iki alakasız can içimde yeni bir kişi olur. Benimle birlikte büyür, onunla birlikte öğrenir, gelişir zaman zaman bana bile kafa tutar. En bilge, en büyük, en akıllı , en merhametli, en inatçı, en kendini bilmiş kişidir o.

Dinledikçe mutlu olurum. Düşündükçe mutlu olurum. Kızsa üzülmem, takılsa alınmam. Sadece severim işte sebepsiz. Sadece mutlu olsun isterim. Üzülmesin, acı çekmesin, huzuru bozulmasın.

Aşk hiç değil, delilik değil, doluluk değil, bağlılık belki, biraz hayranlık, biraz çokça sevgi. Düşündüğün gibi düşünmesi, yüzümü güldürmesi, abilik yapması, ya da hiçbir şey yapmaması… Önemli olan etrafımda, hayatımda olması. Saygım sevgimden de büyük. Sevgim dolunay gibi.

Olsun varsın bilmesin, anlamasın. Hayatıyla, canıyla, varlığıyla yeterli benim için. Sıkılsa da, korksa da bir yere gideceğim yok.

Hep diyorum ama yetmiyor işte;

iyi ki var…

Articles

Hissedilen

Daha çok gençti aslında; torunlarına doyamadığı, vicdanını susturamadığı yaştaydı.

O içine kapanık halleri gözlerini kararttı, kulaklarını tıkadı, hislerini kaybettirdi.

Kaybettiği oğluna daha iyi bir baba olamadığı için çektiği vicdan azabıyla birlikte kalbindeki kanayan yara gün geçtikçe daha da açıldı. O deli dolu aslanı artık yoktu. Çocukluğunda sarılmadığı oğlunu kaybedeli daha 2 sene olmuştu. O koca 2 sene çürüttü kalbini, pişmanlıklar yedi bitirdi içini.

Daha ufacıktı aslında dili dönmeden dedecim diyen o güzel torunu. Aslında dünyaları verirdi ona ama verecek bir dünyası da kalmamıştı. Ne dese, ne yapsa, hayatında kimi mutlu etse artık kendi mutlu olamayacaktı. Çünkü aslanı artık gitmişti, inadıyla, ciğerlerini mahveden yarasıyla göçüp gitmişti.

Aradan yıllar da geçse, hayat ona yeni güzellikler de getirse affedemezdi kendini. Suçu o kadar büyüktü ki kendini bir şekilde cezalandırmalıydı. Dünyadaki tüm zevklerden kendini soyutlayarak, aldığı her nefesten pişman olarak cezalandırdı kendini. Çok dua etti, çok af diledi ama yetmedi.

Bir gün her günkü gibi buluştu arkadaşlarıyla. Onlarla eskisi gibi vakit geçirdi. Eskisi gibi dertleşti. Belki de o gün mutlu olmak istedi, çünkü oğluna kavuşacağını hissetti. Arkadaşlarıyla geçirdiği bir kaç saatten sonra evin yolunu tuttu. Hepsiyle vedalaştı, ”bir yarın daha olmayacak” dedi. Anlamsız gözlerle kızgın bakan arkadaşlarını geride bırakarak yol bitene kadar el salladı. Evine girdi ama bir şeyler eksikti. Ona can veren canını, torunlarını görmeliydi. En sevdikleri börekten aldı, huzur sofrasına onlarla bilrikte oturdu, doya doya öptü onları ve sonra vedalaşmadan ayrıldı. Tekrar evine döndü. Duş aldı ve odasına kapanıp bol bol dua etti. Artık mutluydu, yüzü gülümsüyordu. Üzerinde uzun süredir hissetmediği hafiflik ve gözlerinde mutlu sonla biteceğini bildiği bir filmin yansıması vardı.

”Halsizim” dedi. Hayat arkadaşına uyumak istediğini ama kapıya yakın olan yatağı hazırlamasını söyledi. Ateşi çıktığını düşündü, biraz terlemesi belki de iyi gelecekti. O kalın battaniyeyi altına serdirdiğinde aslında az çok belliydi her şey. Biliyordu o gecenin sabahı olmayacağını. Kimseye zorluk çıkartmak istemedi.

Sabah olduğunda tüm yakınları başındaydı. Çocukları battaniyenin kenarlarından tutarak taşıdı onu, ebedi yatağına götürecek araca o battaniye ile bindirdi. Yüzündeki gülümseme o kadar gerçekçiydi ki uzun zamandır bu kadar huzurlu olmamıştı. Oğluyla kucaklaşmasına, sarılmasına, ‘oğlum’ demesine çok az kalmıştı.

Artık mutluydu. Kimsenin edemeyeceği kadar, kimseye veremeyeceği kadar çok mutlu.

Vedalaşıldı son kez, huzurun resmini çizmişti pamuk yüzü.

15 sene de geçse hala özlenir, hep özlenir. Hala pamuk yüzlü…